Medikal Trend Dergisi
  • ANASAYFA
  • HAKKIMIZDA
  • YAYIN - DANIŞMA KURULU
  • KÜNYE
  • İLETİŞİM
  • ARŞİV
  • YASAL UYARI
. GÜNCEL
. AİLE HEKİMLİĞİ
. KARDİYOLOJİ
. İÇ HASTALIKLARI
. ONKOLOJİ
. JİNEKOLOJİ
. PSİKİYATRİ
. ENFEKSİYON
. PEDİYATRİ
. OFTALMOLOJİ
. HALK SAĞLIĞI
. İLAÇ SEKTÖRÜ
. ECZACILIK
. İNSAN KAYNAKLARI
. SAĞLIK YÖNETİMİ
. TIP DERNEKLERİ
. KONGRE TAKVİMİ
literatür
Resim
Resim

Tiroid hastalarında COVID-19 riski artmıyor

Picture
Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Başkan Yardımcısı  Prof. Dr. Ayşegül Atmaca,  yakın dönemde yapılan çalışmalarda hem tiroid bezi az çalışan hipotiroidi hastalarında, hem de çok çalışan hipertiroidi hastalarında tiroid hastalığı olmayan bireylere göre COVID-19 riskinin artmadığı ve hastalığın daha ağır seyretmediğini söyledi.
Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği tarafından düzenlenen “42. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi” online olarak gerçekleştirildi. Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısında konuşan Prof. Dr. Ayşegül Atmaca, tiroid hastalıklarında kullanılan ilaçların bağışıklık sistemini zayıflatmadığının altını çizdi. Prof. Atmaca, hipotiroidi ve hipertirodisi olan hastaların kendilerine önerilen ilaçları düzenli alması  gerektiğini belirterek şu bilgileri verdi:
“Hipotiroidi hastalarının COVID-19’a yakalandıklarında aldıkları tiroid hormon ilacını (tiroksin) bırakmamaları ve dozunu değiştirmemeleri önerilir. İlacı bırakmak bağışıklık sistemi üzerinde daha olumsuz sonuçlara yol açacaktır. Hipertiroidi nedeniyle propiltiourasil veya metimazol gibi ilaçları kullanan hastaların ise doz ayarlaması için hekime daha sık gitmeleri önerilir. Bu ilaçlar çok nadir de olsa (1000 hastanın 2 ile 5’i civarı) kandaki beyaz kan hücrelerinde düşme nedeniyle ateş, boğaz ağrısı gibi yan etkilere yol açabilir ve hasta COVID-19’a yakalandığını düşünebilir. Bu sorunu yaşayan hastaların hemen hekimlerine başvurması, ulaşamadığı durumda ilacını keserek en kısa sürede bir sağlık kuruluşuna başvurması gerekir. Gebe tiroid hastaları, eğer ilaç kullanıyorlarsa mutlaka hekimlerinin önerilerine göre ilaç dozları ayarlanmalıdır. Subakut tiroidit veya Graves hastalığına bağlı göz tutulumu nedeniyle kortizon tedavisi alan hastalar ise, kortizonlu ilaçlar bağışıklık sistemini baskıladığı için, COVID-19 açısından risk altındadırlar.”

Hastaneye Covid-19 nedeniyle yatan hastaların yarısı obez
Yaklaşık 18 aydır tüm dünyayı etkileyen Covid-19 pandemisi sürecinde yapılan çalışmalar Covid-19 nedeniyle hastaneye yatanların yaklaşık yarısının obezitesinin olduğunu, başka bir deyişle hastalığın, obezitesi olanlarda, yatış gerektirecek denli ciddi seyrettiğini göstermektedir.
Prof. Dr. Füsun Saygılı Türkiye’de obezite sıklığının hem yetişkin hem de çocuk ve adolesanlarda giderek arttığını belirterek, “Dünyayı yaklaşık 18 aydır etkileyen Kovid-19 pandemisi sürecinde yapılan çalışmalar, Kovid-19 nedeniyle hastaneye yatanların yaklaşık yarısının obezitesinin olduğunu göstermektedir” dedi.
Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Başkanı Prof. Dr. Füsun Saygılı, obezitenin önlenebilir ölümlerin sigaradan sonra gelen ikinci en önemli nedeni olduğunu söyleyerek, “Obezite, diyabet, kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, hiperlipidemi, serebrovasküler hastalık, çeşitli kanserler, obstrüktif uyku-apne sendromu,  karaciğer yağlanması, reflü, safra yolları hastalığı, polikistik over sendromu, infertilite, osteoartroz ve depresyon gibi birçok sağlık sorununa neden olur” diye konuştu.
Mayıs 2021 başında yayınlanan bir araştırma, obezitesi olan erkeklerdeki Covid-19 seyrinin obezitesi olan kadınlara göre daha da kötü olduğunu göstermektedir. (BKİ≥35 olan erkekler ile BKİ≥40 olan kadınlarda, normal BKİ sahip bireylerden sırası ile 2.3 ve 1.7 kat daha fazla Covid-19 ile ilişkili ölüm kaydedilmiştir)           
Obeziteye bağlı komplikasyonların hastalığın seyrini daha da ağırlaştırdığını kaydeden Prof. Saygılı, kronik hastalıkları olan kişilerin  pandemi nedeniyle ihtiyaç duydukları uygun bakımı almakta sorun yaşadığını belirterek, “Obezitesi olan kişilerin pandemi sürecinde karşılaştıkları zorluklar arasında; karantina önlemlerinin fiziksel hareketliliği azaltması, taze ürünler yerine işlenmiş gıdaların daha fazla kullanılması, takiplerinin düzenli gerçekleştirilememesi sayılabilir. Obezitesi olan bireylere, bu süreçte, doğru beslenme ilkeleri, ev içi egzersizler, nefes egzersizleri öğretilmeli, gün ışığına çıkmaları önerilmelidir” şeklinde konuştu.

PCOS en sık doğurganlık çağındaki kadınlarda görülüyor
Polikistik Over Sendromuna ilişkin bilgi veren Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Araştırma Sekreteri Prof. Dr. Erol Bolu da, “Polikistik Over Sendromu (PVOS) yaşam boyu devam eden, doğurganlık çağındaki kadınlarda en sık görülen sağlık sorunudur. PKOS’u, kullanılan tanı kriterlerine göre değişiklik göstermekle birlikte her 100 kadından yaklaşık 10–15’ini etkilemektedir” dedi.
Tanı kriterlerinde de farklı yaklaşımlar olmakla beraber ülkemizde gerçekleştirilen bir çalışmanın sonuçlarına göre PKOS prevalansı %6,1-%19,9’dur. PKOS, obezitesi olan veya PCOS’lu annesi veya kız kardeşi olan kadınlarda daha yaygındır. Prof. Dr. Erol Bolu, astalığın belirtileri hakkında şu bilgileri verdi: “PCOS’nun belirti ve semptomları genellikle ergenlik döneminde başlar, ancak bazı kadınlar geç ergenliğe ve hatta erken yetişkinliğe kadar semptom geliştirmez. PCOS’lu kadınlar genellikle yılda altı ila sekiz adetten daha az adet dönemine sahiptir. Bazı kadınların ergenlik döneminde normal döngüleri vardır. Zaman içinde, kadın kilo alır ve hareketsiz bir yaşam tarzını benimser ise adetler düzensiz hale gelebilir. Hastalar genellikle adet düzensizlikleri (oligo-amenore, disfonksiyonel uterus kanaması), erkek seks hormonlarında artışa (hiperandrojenizm) bağlı bulgular (hirşutizm-istenmeyen tüylenme, akne, ciltte yağlanma, androjenik alopesi), ve infertilite ile yakınmaları ile karşımıza çıkmaktadır. PCOS’da overler, adrenal ve cilt yanında pankreas, karaciğer, kas, damarlar, yağ dokusu ve beyin de etkilenen organlar arasındadır.  Depresyon ve anksiyete , cinsel işlev bozukluğu, sağlıklı kadınlara göre daha yüksektir. PKOS’un uzun dönem sağlık riskleri arasında glukoz intoleransı, tip 2 diyabet, dislipidemi, obezite, hipertansiyon ve depresyon sayılabilir. Ayrıca literatürde birçok çalışma çeşitli kardiyovasküler hastalık risk faktörlerinin PCOS’lu kadınlarda artmış oranda bulunduğunu göstermiştir.”
PCOS tanısı koyulabilmesi için öncelikle, benzer klinik yakınmalara neden olabilecek diğer hastalıkların, dışlanması gerektiğinin altını çizen Prof. Bolu, “Bunların hepsi endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanlarının ilgi alanına girmektedir. Bunlar hiperprolaktinemi, tiroid hastalıkları, non klasik konjenital adrenal hiperplazi, Cushing sendromu, akromegali, androjen salgılayan tümörler ve tabii ki insülin direnci ile birlikte giden başta Tip2 diyabetes mellitus olmak üzere metabolik hastalıklardır” şeklinde konuştu.
​
Diyabetli hastaların kan şekeri kontrolu bozuldu
Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mine Adaş, salgın sürecinde raporlu diyabet hastalarının ilaçlarına ulaşımında bir sorun yaşamadığını ancak hastalarda bulaş endişesiyle hastaneye başvuruda çekincenin olmasının kontrollerin aksamasına neden olduğunu aktaran Adaş, son dönemde kan şeker kontrolü oldukça bozulmuş olan hastalarla karşılaştıklarına dikkat çekti.

Medikal Trend web sitesinde yer alan tüm haber, bilgi, resim ve içeriklerin hakları Trend Yayıncılık - Yeditepe Emlak ve Reklam Danışmanlığı’na aittir. Hiçbir şekilde basılı veya elektronik ortamlarda izinsiz kullanılamaz. © Sitemizde yer alan her türlü haber, fotoğraf, yazı ve reklam içeriği sağlık çalışanlarına yönelik olarak hazırlanmıştır. Sağlık çalışanlarının dışında site kullanımından doğabilecek her türlü sorumluluk kullanıcıya aittir. 
Website by Dijital Ajansım