Medikal Trend Dergisi
  • ANASAYFA
  • HAKKIMIZDA
  • YAYIN - DANIŞMA KURULU
  • KÜNYE
  • İLETİŞİM
  • ARŞİV
  • YASAL UYARI
. GÜNCEL
. AİLE HEKİMLİĞİ
. KARDİYOLOJİ
. İÇ HASTALIKLARI
. ONKOLOJİ
. JİNEKOLOJİ
. PSİKİYATRİ
. ENFEKSİYON
. PEDİYATRİ
. OFTALMOLOJİ
. HALK SAĞLIĞI
. İLAÇ SEKTÖRÜ
. ECZACILIK
. İNSAN KAYNAKLARI
. SAĞLIK YÖNETİMİ
. TIP DERNEKLERİ
. KONGRE TAKVİMİ
literatür
Resim
Resim

5. Uluslararası Psikofarmakoloji Kongresi’nden notlar

Picture


Psikofarmakoloji Derneği tarafından 'Aklımız Beyinde' sloganıyla düzenlenen 5'inci Uluslararası Psikofarmakoloji Kongresi’nde, ruhsal sıkıntıların madde bağımlılıklarının, suç ve toplumsal sorunları beraberinde getirdiği vurgulanarak öneriler paylaşıldı.


Psikofarmakoloji Derneği tarafından 'Aklımız Beyinde' sloganıyla düzenlenen 5'inci Uluslararası Psikofarmakoloji Kongresi Antalya/Belek’te gerçekleşti. Kongre kapsamında gerçekleştirilen basın toplantısında konuşan Prof. Dr. Bengi Semerci, hiç kimsenin çocuğunun kültür ve sosyal seviye tanımaksızın uyuşturucu madde bağımlılığı tehlikesinden muaf olmadığının altını çizdi. Prof. Dr. Semerci, eskiden daha çok varoşlar, sokak çocukları ve çocuk esirgeme kurumlarında kalan çocukların işlediği düşünülen suçların artık maddi durumları ve kültür seviyesi yüksek ailelerin çocuklarını da vurmaya başladığını söyledi.

“Çocukları korumayı öğrenmemiz gerekiyor”

Ruhsal sıkıntıların madde bağımlılıklarını, suç ve toplumsal sorunları beraberinde getirdiğini vurgulayan Prof. Dr. Semerci, "Aynı sıkıntı suçla ilgili de var” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Suç işleyenler hep sokak çocukları ve yuva çocukları değil. Normal çocuklar da yapıyor ama onlar karakola geldiğinde aileleri tarafından daha kolay geri alınabiliyor. Daha büyük suç işlediklerinde, cinayet gibi suçlarda, asıl büyük problem, geri dönüşü olmayan kaybedişler ortaya çıkıyor. Kimsenin çocuğu, benimki de dahil, bunlardan muaf değil. Diğer suçlanan çocuklarla birlikte aynı sistem içinde yaşıyorlar. Gençlik döneminde yasal olarak suç kabul edilen davranış yaşı da oldukça düştü. Geçen yıl 18 yaş altı ceza davası açılan çocuk sayısı yaklaşık 200 bin. Her yıl 200 bin çocuk hakkında ceza davası açılıyor. Belki hüküm giymiyorlar, hapishaneye koymuyoruz ama karakolda olması rapor süreçleri, mahkeme süreci yaşaması demek. Bunlar toplandığında ona bir çeşit yol gösterici sistem demek. Bir yerde yanlış yapıyoruz. Çocuklar oraya gelmeden çocukları korumayı öğrenmemiz, onlardan önce kendimizi yargılamamız gerekiyor. Oradan baktığımızda tabii ki çocukların kişisel problemleri burada bir etken ama tek etken bu değil. Başka sonuçlarla birleşmediğinde suç yoluna uzanmıyor.”

"Aile kavramı önemli"

Bu konuyla ilgili çözüm sürecinde ailenin çok önemli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Semerci,  çözüm sürecinde ailenin önemini vurgulayarak  şunları anlattı:
"Aile kavramı çocuğun korunması açısından çok büyük önem taşıyor.  Aile boşanmış bile olsa, önemli olan çocuğun kontrol edilebiliyor olması. Yoksul semtlerdeki ailelerin çocukları suç işlerdi, eskiden öyle bir anlayış vardı. Şimdi görüyoruz ki çok normal saydığımız, iyi okullarda okuyan, maddi ve kültürel durumu iyi olan ailelerin çocukları da suç işliyor. Bu, denetimi kaybetmekten geçiyor. İhtiyaçlarının gerektiğinden fazla karşılanması, hiç karşılamaması kadar kötü bir uygulamadır. Çevresel faktörler de önemli. Yaşadığınız yerde suç kavramı çok normalize edildiyse suça karışmak kolaylaşıyor. İstanbul'da bazı bölgelerde suç işlemek iyi bir şey, önemli bir beceri, herkes yapamıyor. Yaşadığı çevre ve ailede bunu başka yapan varsa çocuğun ulaşımı daha kolay oluyor. Bir diğer faktör okul. 2 bin-3 bin çocuğa bir rehber öğretmen düşüyor. Bu da öğrencinin izlenmediğini gösteriyor. Çocuğun sıkıntılarının tespit edileceği yer okuldur. Riskleri belirlemeleri gereken yer rehber öğretmenlerdir ama sayıları çok yetersiz. Burada koruyamadığımız çocukları mahkemede de koruyamıyoruz. İlerleyen yıllarda koskoca adamlar olarak çıkıyorlar karşımıza. Yargılıyoruz ve rehabilite bekliyoruz. Islah evlerinde sadece yemek veriyoruz, yer veriyoruz ama rehabilite edemiyoruz. Onun yerine sadece o çevreden uzaklaştırmakla yetiniyoruz."

Kimyasal madde bağımlılığı artıyor

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Temple Üniversitesi Psikiyatri Kliniği Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alican Dalkılıç, kimyasal madde bağımlılığının Türkiye'de ve dünyada yayılmaya devam eden bir küresel salgın haline geldiğini belirtti. ABD'de hayat boyu kimyasal madde kullanımı oranının 18-22 yaş grubunda yüzde 44'e ulaştığını söyleyen Dalkılıç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ülkemizde kimyasal madde bağımlılığı henüz Avrupa ve ABD seviyelerinde olmamakla birlikte bizim çalışmamızda İstanbul'daki liseli gençler arasında en az bir kez kullanım oranları şöyle çıkmıştır: Sigara (yüzde 45.5), alkol (yüzde 32.5), esrar (yüzde3.3) ve diğer bağımlılık yapıcı maddeler (yüzde 13.4). Kimyasal madde kullanımının yol açtığı zararlar sağlık, üretim kaybı ve suç ile ilgili kayıplar da göz önüne alındığında, sadece ABD için yıllık 600 milyar dolara ulaşmaktadır. Ayrıca paraya çevrilemeyen aile içi geçim sorunları, okul ve iş sorunları ve travmanın kullanıcı ve çevresindekiler üzerindeki olumsuz etkilerini de unutmamak gerekir. ABD'de en yaygın engellenebilir ölüm nedeni olan sigara yılda 193, diğer kimyasal maddeler 193 ve alkol 235 milyar dolarlık kayba neden olmaktadır. Kimyasal madde kullanımı konusunda toplumsal bilgilendirme ve koruyucu kampanyalar, önleyici tedavilerin yaygınlığı, tedaviye kolay ve çabuk erişim sağlık risklerini ve ekonomik kayıpları azaltmaktadır. Avrupa ve ABD'de madde bağımlılığı konusunda değişik girişim, program ve tedaviler denenmiş, etkili program ve tedaviler belirlenmiştir. Bunlardan uygun olanları ülkemizde şimdiden uygulanmaya başlanabilir."

Dalkılıç, kimyasal madde üretici ve tüketici bölgelerinin ortasında yer alan coğrafi konumu sebebiyle Türkiye'nin kimyasal madde transferinin ana yolları üzerine bulunduğunu, Türkiye'nin dünyada en çok kimyasal madde yakalayan ikinci ülke olmasına rağmen kimyasal madde kullanımını sadece güvenlik yöntemleri ile kontrol etmeye çalışmanın yeterli olmadığını vurguladı. Prof. Dr. Dalkılıç, "Kimyasal madde kullanımı, riskleri ve tedavileri ile ilgili olarak gençlerin, ailelerin ve toplumun bilinçlendirilmesi konusunda sağlık çalışanlarının yanı sıra medya kuruluşlarına, gazeteci, yazar ve diğer aydınlara önemli görevler düşmektedir" diye konuştu.

Bağımlılık araştırması

Sosyal Psikiyatri Amerikan Derneği Başkanı ve eski Amerikan Ortopsikiyatri Derneği Başkanı Prof. Dr. Andres Pumeirega, 2010 yılında meslektaşları ile birlikte İstanbul'da 32 bin lise öğrencisi üzerinde yaptıkları “intihar düşüncesi ve kimyasal madde bağımlılığı” konusundaki istatistiksel çalışmada, Türkiye'de de uyuşturucu bağımlılığının tehlikeli seviyelere ulaştığının ortaya çıktığını söyledi.

Öğrencilerin yüzde 30'unun alkol, yüzde 40'ının sigara ve yüzde 13'ünün bağımlılık yapıcı kanun dışı madde kullandıklarının tespit edildiğini Prof. Dr. Pumeirega,  şöyle devam etti:
"Kullanılan madde oranları ABD'deki kadar yüksek değil ama İstanbul'daki değişime işaret ediyordu. Alkol kullanım oranı yüzde 30, sigara yüzde 40, bağımlılık yapıcı kanun dışı esrar da dahil yüzde 13'e kadar çıkıyordu. Birden çok madde kullanan gençler var. Bunlara yönelik alınacak önlemler var. Giriş maddeleri dediğimiz sigara ve alkol kullanan gençler için koruyucu girişimler, planlamalar düzenlenmeli. Aynı zamanda bu bilgiler üzerinde intihar düşüncesini araştırdık. Bundan da ortaya çıkan sonuçlar aslında kimyasal madde bağımlılığıyla ilgiliydi. Bununla ilgili de benzer programlar geliştirilebilir. Depresyon gibi psikiyatrik sorunlarla ilgili şikayetler, sosyal risk faktörleri. İntihar düşüncesi araştırmasında bu düşünceye sebep olan faktörler arasında göç, kimyasal madde kullanımı da önemli faktörlerden birisiydi. Burada önemli olan intihar düşüncesinin risk faktörleri ve kimyasal madde bağımlığı arasındaki benzer faktörlerin azaltılabileceğinin ortaya çıkmasıydı."

Depresyon tedavisinde yeni dönem

Picture
Kongre Başkanı Prof. Dr. Mesut Çetin, depresyonun, dünya nüfusunun yaklaşık beşte birini etkileyen ve intihar ile sonuçlanma riski taşıyan önemli bir sağlık sorunu olduğunu belirtti. Prof. Dr. Çetin, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Dünya Sağlık Örgütü, 2020 yılında depresyonun, stres ve kalp-damar sistemi ile ilişkili komplikasyonlar nedeniyle ölüme yol açan hastalıklar arasında ikinci sırada olacağını öngörmektedir. Buna rağmen, günümüzde tüm dünyada depresyon tedavisi için kullanılan antidepresan ilaçların etkilerinin ortaya çıkması için 3-4 hafta gibi uzun bir süre beklenmesi gerekmektedir. Depresyon hastaları bu süre içinde ilaçtan fayda görmediğini düşünerek ya tedaviyi bırakmakta veya özellikle intihar eğiliminin yüksek olduğu bu hastalıkta bekleme süreci ciddi bir risk oluşturmaktadır." 

Prof. Dr. Çetin, halen tüm dünyada 1970'lerden bu yana beyindeki iki farklı sistemi etkileyen ilaçların kullanıldığını belirterek şunları söyledi:"2000'li yılların başında ise bu iki sistemin dışında beynimizdeki bir başka sistem üzerinden etki yapan ilaçlar üzerinde çalışmalar yapılmaya başlamıştır. Söz konusu ilaç ile diğer ilaçlarla tedaviye cevap vermeyen vakalarda birkaç saat gibi kısa bir süre içerisinde antidepresan etki elde edilmiştir. Aslında piyasada başka bir amaçla satılmakta olan bu ilacın hızlı etkisinin mekanizması 2010 yılı Ağustos ayında açıklanmıştır. Amerika'nın saygın üniversiteleri ve Amerikan Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsünde (NIMH) yürütülen bu çalışmalar, geçtiğimiz yıl büyük ilaç şirketlerinin de dikkatini çekmiş ve bu mekanizma üzerinden etki gösteren ilaçların üretilebilmesi için çalışmalar başlatılmıştır."

Prof. Dr. Mesut Çetin, her şey yolunda giderse ve söz konusu ilaçların depresyon tedavisinde kullanılabilmesi için yasal düzenlemeler yapılabilirse hem mevcut tedaviye dirençli vakalarda iyileşme sağlanabileceğini hem de ilaçların etkisinin saatler içinde çıkacağını belirtti.

Medikal Trend web sitesinde yer alan tüm haber, bilgi, resim ve içeriklerin hakları Trend Yayıncılık - Yeditepe Emlak ve Reklam Danışmanlığı’na aittir. Hiçbir şekilde basılı veya elektronik ortamlarda izinsiz kullanılamaz. © Sitemizde yer alan her türlü haber, fotoğraf, yazı ve reklam içeriği sağlık çalışanlarına yönelik olarak hazırlanmıştır. Sağlık çalışanlarının dışında site kullanımından doğabilecek her türlü sorumluluk kullanıcıya aittir. 
Website by Dijital Ajansım